Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
topraksız tarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
topraksız tarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Buğday Çimi Suyu için Topraksız Tarım Uygulaması

Topraksız Tarım ile Buğday Çimi Yetiştirme

İnternette bir çok blogda yer alan, Facebook'ta bolca paylaşılan gündemdeki en yeni kansere çare, anti kanserojen, şifalı bitki gibi konulardan birisi olan buğday çiminden elde edilen suyun faydalarından "Anti Kanserojen olarak Buğday Çimi ve Şırası" başlıklı yazımda bahsetmiştim. 26 Nisan'da yayınladığım bu yazımdan hemen sonra evde ben de buğday çimi yetiştirmeye karar verdim. Önce küçük bir saksıda normal bahçe toprağında bir miktar buğday çimi (wheatgrass) yetiştirdim. Fakat saksı küçük geldiği için boşta duran "Otomatik Sulama Sistemli" saksımda da perlitte buğday çimi yetiştirmeyi tercih ettim. Perlit ve hidroton kullandığım için bir Topraksız Tarım uygulaması oldu bu iş.

Hadi hemen bakalım nasıl yapmışım bu işi...

Öncelikle 75 cm uzunluğundaki saksıyı iyice temizledim.

Su tahliye borusuna perlit kaçıp da tıkamasın diye artık kullanmadığım bir demlik içi filtreyi borunun üstüne sabitledim.

Ardından drenajı sağlamak için saksının dibine biraz hidroton ve suyu emince şişen nanojel misketlerinden attım.

Sonra da saksıyı perlitle doldurdum. Tozumasın diye de su ilave ettim üzerine ve tüm perlite taneleri suyu emsin diye iyice karıştırdım..

İyice ıslanmış perlitin üzerine bolca tohumluk buğday serptim. Bolca çim olsun diye silme buğday tohumu serdim perlitin üstüne bir tabaka.


Ardından buğday tohumlarının üzerine bir tabaka daha perlit döktüm ve bunu da püskürtme ile suladım.

Artık saksımız ve tohumlarımız hazır olduğuna göre saksımızı evin içinde güneş görecek bir yere alabiliriz dedim ve öyle de yaptım.



Topraksız tarımın amacı ve en büyük faydası dış ortamın haşerat, topraktan geçen hastalıklar ve bazı olumsuz çevresel faktörlerden kaynaklanan zararlı etkilerinden korunmak olduğu için bahçeye çıkartmadım saksıyı. Unutmamak lazım ki bu durumda, topraktan doğal olarak alacağı gerekli mineralleri bizim ilave etmemiz gerekecektir. Perlit ve hidroton nötr olduğu için bitkiye faydalı veya zararlı hiç bir şey barındırmaz. Normal su ile de gerekli mineral ve vitaminlerin çok azını temin edebilir. Ben burada bitki coşturan ya da bitki besini diye piyasalarda satılan katkılardan kullandım.

Buğday çimi çok hızlı büyüyen bir bitki. 3-4 gün içerisinde tohumlar çimlenip topraktan pardon örnekte perlitten kafayı uzattılar.


Gün geçtikçe uzadılar,

Uzadılar...

Sadece boyları değil kökleri de uzadı. Öyle ki halı saha örtüsü gibi oldular.

Bir hafta kadar sonra yeterince uzadığına kanaat getirince bir makas yardımı ile kestim, traş ettim, budadım, biçtim; doğru kelime her neyse artık...

Buraya kadarki bölüm işin en kolay olanıydı. "Kolay" kelimesini vurguluyorum çünkü gerçekten de buraya kadarı en kolayıydı. Bundan sonraki işlem yani suyunun çıkartılması işi beni çok uğraştırdı. Evdeki katı meyve sıkacağını bu işte kullandım.

Posalarını da bukaşi yapımında kullanmak üzere ayırdım. Doğada israf yok. Gördüğün üzere bir saksı buğday çiminden ancak bir su bardağı kadar ama oldukça yoğun çim suyu elde edebildim.

Bazı yabancı sitelerde gördüğüm, kıyma makinesi gibi çalışan, çim suyu sıkma makinem olsaydı bu iş daha kolay olurdu sanırım. Hem daha kolay olurdu hem de daha fazla çimsuyu elde edebilirdim diye düşünüyorum. Fakat fiyatı biraz pahalı geldi bana. Türkiye'de de satılıyormuş ama fiyatları yurtdışına endeksli.

Amazon.com'da satılanların en ucuzlarına bir örnek:
Çim suyunu doğrudan içmek sert gelebilir diye bir bardak suya çok az çim suyu ilave ederek içtim. Tadı mı? Tadı pek güzel sayılmaz işin doğrusu. Bu nedenle içine vitamin tabletlerinden kattım.

Çilek aromalı vitamin tableti katınca biraz köpürdü. Köpüğü krem şanti gibi oldu. Hem içimi de daha hoş oldu, lezzetli oldu.
Görüntüsü de meyve suyu kokteylini andırıyor 

Biçilen çimler uzamaya devam etti. Her bir çim tanesinin üzerinde bir damla öz suyu ile birlikte...


Sonuç olarak özetleyecek olursak:

  • Buğday çimi yetiştirmek son derece basit ve büyüdüklerini  rahatlıkla gözlemleyebildiğiniz için çok da keyifli
  • Evde saksıda da yetiştirilebilir
  • Hatta topraksız tarım uygulaması şeklinde de yetiştirilebilir
  • Kullandığım besin katkısını biraz fazla verince bir müddet sonra aşırı dozdan ölmeye başladılar; fazla abartmamak lazım.
  • Çimlerin de doğal ömrü olduğunu unutmayalım. Eğer her gün taze taze biçip, suyunu sıkıp içmek istiyorsanız, ikinci bir saksıda daha buğday çimlendirmenizde yarar var. Bir saksıdakiler ömrünü tamamlarken diğerinden günlük çiminizi kesmeye devam edebilirsiniz.
  • Eğer çimin suyunu sıkmak için iyi bir cihazınız varsa her gün taze taze kesip suyu bir meyve suyuna ilave edilerek içilebilir
  • Kansere çare için, daha önemlisi yakalanmamak için iyi ve ucuz bir yöntem olduğu iddia ediliyor
  • Hem bazı sitelerde (örneğin Ahmet Maranki'nin sitesi) yazdığı gibi son derece sağlıklı bir besin.
  • Portakaldan 60 kat daha fazla C vitamini, ıspanaktan da 8 kat daha fazla demir ihtiva etmekteymiş. (Zaten ıspanakta bol demir olduğu bizim Temel Reis diye bildiğimiz POPEYE 'nin iddiası)
  • Ahmet Maranki'nin sitesindeki yazıya göre 
    • Buğday çimi doğadaki 102 mineralden 90'ını ihtiva etmekte 
    • Başta kanser olmak üzere birçok hastalığı önlüyor
    • 30 cc'lik 1 bardaktaki buğday çimi suyu 3,5 kiloluk sebzedeki vitamin ile 8 kilo ıspanakta bulunan demire eşdeğer
    • Bir bardak buğday çimi suyu 4 TL
  • Buğday çimi suyu ticari olarak da değerlendirilebilir, baksanıza fiyatına...

Sağlıklı günler dilerim...


Dikelek Çileklerim Yatalak Oldu

"Haydaa dikelek de ne demek?" diye merak edenlere yazımın sonuna bakmasını tavsiye ederim; kendisi en beğendim karikatürlerden birisi olur.

Biz gelelim şimdi kendi olayımıza; KüçükBahçem'de yer sıkıntısı olduğundan en ufak toprak parçasını bile değerlendirmeye çalışıyorum. Hatta toprağın yetmediği yerde topraksız tarıma başvuruyorum. Bunun bir uygulaması ise bir yağmur suyu borusuna perlit doldurarak yapmış olduğum çilek saksısı. (Aslında buna saksı mı denir onu da bilemiyorum). Şöyle bir şey;


İçi perlit dolu, dışı beyaz çorap ile sarılı olan boruyu yukarıdaki fotoğraftan da görebileceğiniz gibi evimin dış duvarına astım. Boruda açtığım deliklere de çilek fidelerini yerleştirdim. Topraksız tarım dedik de susuz tarım anlamına gelmiyor bu elbette. Aksine, perlit nötr yani içinde herhangi faydalı yada zararlı bir mineral içermediği için sulama daha da önem kazanıyor. Suyun içerisine gerekli minarelleri uygun oranlarda ilave etmek gerekiyor. Bu mineralleri seracılardan temin etmiştim. Zaten şuradaki ilk yazımda bunlardan bahsettiğim için burada yeniden ayrıntıya girmeye gerek yok.

Suyu ise bir boş kola şişesi ve serum aparatı aracılığıyla borunun en üstünden damla damla veriyordum. Fakat şişeyi doldurmayı unuttuğumuz ya da evde olmadığımızda suyunu veremediğimiz için bir çok kez bitkilerin kurumasına neden olduk. Ayrıca verdiğimiz mineralli suyun fazlası da boşa akıp gidiyordu. Sonradan borunun en altına küçük bir yoğurt kovası ilave ederek fazla suyu burada toplayıp yeniden kullandım.

Şimdi ise işi biraz daha otomatiğe bağlamak için dikelek olan çilek boru-saksıyı (hah bu terim daha iyi oturdu) yatalak hale getirdim. Şöyle ki;

Boruya hafifçe bir eğim verdim ki su yerçekiminin etkisi ile aşağı doğru yavaşça akabilsin. Mineralli suyu da damacanadan temin ederek daha önce otomatik sulamalı saksımda kullandığım su motoru ile boru-saksının üstünden veriyorum. Yukarıdan verilen ve bitkiler tarafından kullanılmayan suyun fazlası yavaşça huniye oradan da damacanaya geri dönüyor. O da şöyle oluyor;

Son derece basit bir düzenek. Aklınıza niye boru-saksıyı yatay duruma getirmek için uğraştığım gelebilir. Aslında bunun yanıtı da basit. Kullandığım akvaryum motoru suyu en fazla 1 metre yukarıya kadar basabiliyor. Borunun yüksekliği ise yaklaşık 2m kadar yani motor, suyu boru-saksının en üstüne kadar basamadı. Daha güçlü bir akvaryum motoru ise çok pahalı. Evde boşta duran dalgıç pompa da damacanayı su daha devirdaim olamadan 15 saniyede tamamen boşaltıyor, bu nedenle onu da kullanamadım. Bu durumda en basit çözüm dikelek boruyu yatalak -aslında biraz "köşegenelek" (bu terim de benden Türkçeye hediye olsun) olarak duvara asmak oldu. Motoru bir zamanlayıcıya bağladım, bir saat çalışıyor bir saat dinleniyor. İşte böyle...


Unutmadan, artık halka mal olmuş o efsane karikatür:



Esen kalın.

.

Dikey Çilek Yetiştiriciliği [1 Haziran 2011'de güncellendi]

İnsanlar neden çok katlı binalarda yaşarlar? "Dar alanda dikine yükselerek daha fazla insanı sığdırabilmek" diye yanıtlıyorum bu soruyu kendi kendime.

Aynı şekilde dar alanda kısıtlı toprakta daha fazla ürün almak için de benzer yapılar var. Mesela daha önce www.agaclar.net adresinde görmüş olduğum dikey çilek yetiştiriciliği gibi. Ben de kendi evimde denemeye karar verdim. Fotoğraflarda da görülebileceği gibi bir yağmur suyu borusunu çeşitli yerlerinden deldikten sonra buralara çilek fideleri yerleştirdim. Bu arada borunun altını kör tapa ile kapattıktan sonra içine perlit doldurdum. Yani aslında bir çeşit topraksız tarım yapmış oluyorum bu şekilde.Çileklerin dibinden perlit dökülmesini engellemek için de boruyla aynı renkte ince kadın çorabı geçirdim boylu boyunca...

Su deposu olarak önceleri dibi ve tepesi delinmiş su şişesini kullanıyordum. Sonradan bir kola şişesini, eczaneden aldığım serum tertipatı takarak kullanmaya başladım. Hem ayarlanabilir olması sayesinde suyun saatte ne kadar akacağını da belirleyebiliyorum. Örneğin, çok sıcak olmayan bugünlerde 125 ml/saat şeklinde ayarlı. Yukarıdan verdiğim besin katkılı su perlit içinde süzülerek en alta kadar rahatlıkla ulaşabiliyor.  Seracılıkta kullanılan bitki besinini agaclar.net üyelerinden  almıştım. (Bakınız: http://www.agaclar.net/forum/showthread.php?t=11855)

İnşallah bol bol çilek yemek de nasip olur. Geçen gün ilk kızaran çileğin tadına ailecek baktık, gerçekten de çok nefisti.
Duvarda asılı olan çileklerim
 
Su akış miktarını serum aparatı ile ayarlayabiliriz



------- *** ------- GÜNCELLEME 28.05.2010 ------- *** -------

Günde bir-iki tane çilek toplamaya başladım bile. Tadı beklediğimden çok daha iyi. Bir de insan kendi yetiştirince daha bir lezzetli oluyormuş.



------- *** ------- GÜNCELLEME 02.06.2010 ------- *** -------

Su borusunda yetiştirdiğim çilekler meyvelerini vermeye başladı. Bugün (2 Haziran Çarşamba) itibari ile görüntü aşağıda. Lezzet ise benim damağımda...


--------> 1 Haziran 2011'de eklenen bölüm <----------

Bu sene de yediveren denilen modelden çilek aldım. Yine diktim boruya çilekleri inşallah bu sene geçen seneye göre daha fazla çilek yeriz.
--------> 1 Haziran 2011'de eklenen bölüm sonu <----------

İlk fotoğrafta yerde görülen sandıklarda da patateslerim var. Onu başka bir zaman yazacağım. [Yazdım bile, tam şurada "Sandıkta Patates Yetiştirmek" ] esen kalın.

Küçük bahçemde bir yılın ardından...

ÖZET:
------o------
2010'un bu son gününde, tamamlanmasına saatler kalmış bir yılın muhasebesini yaptım kendimce. Bu yazımda da bu yılın bahçecilik sezonunda neler yaptığımı, önceki yazılarımdan derleyerek kısaca özetledim. Bu sezondan edindiğim tecrübeleri, kazançlarımı da not ettim, tespit ettiğim hatalarımı da....
Yazının sonunda 2010 yılı yaz sezonunda bahçemden ne kadar ürün aldığımın listesi de var. Toplam miktar kimilerine göre komik kalabilir amma ve lakin neticede hepsi kendi çabalarımla kendi yetiştirdiklerimdir.

2011'de daha iyi bir bahçe sezonu geçirmek ümidiyle...
------o------

Aslında topraktan hiç uzak kalmadım. Köyüme gittiğimde de tarlada, bahçede çalışırdım dedemlere yardım etmek için. Kâh ayçiçeği, pancar sulardık hep birlikte kâh çeşitli sebze, meyve yetiştirirlerdi biz de anladığımız kadarı ile yardımcı olmaya çalışırdık.

Bugüne kadar hep müstakil evlerde oturdum. Küçük de olsa bahçesi vardı hepsinin. Şimdiki yeni evimizin de önünde ve arkasında küçük birer bahçemiz var. Annemin ön bahçede yetiştirdiği domatesler benim için bir dönüm noktası oldu. İtiraf etmek gerekirse tadına bakana kadar her gün içinden geçtiğim bahçede domates yetişmekte olduğunun bile farkında değildim. Ne zaman ki bir akşam yemeğinde “-Domatesler ne kadar da lezzetliymiş” dediğimde eşim bahçeden topladığını söyleyince varlığından haberdar oldum bahçedeki domateslerin. O zamana kadar pazardan aldığımız “domates”leri de domates zannediyormuşuz; gerçek domateslerin tadını unutmuşuz zamanla meğerse. Tıpkı hayatı boyunca bir kez bile güneş görmemiş, bir kez otlanmamış tavukları tavuk zannettiğimiz gibi…

Evimin önünden

Bir de hediye gelen bir karaçam tohumunun bir bardakçık saksıdan kafasını uzatıp büyüdüğü mucizesini gördüm ya o zaman iyiden iyiye bakış açım değişti toprağa. Bir tohum ekiyorsun o sana kocaman bir ağaç veriyor. Bir biberden çıkmış onlarca tohumdan sadece birini ekiyorsun o tohumdan sana onlarca biber veriyor. Nur içinde yatsın Âşık Veysel ne de güzel söylemiş: “Bana türlü türlü meyve yetirdi”, “Kazma ile dövmeyince kıt verdi”, “Karnın yardım kazma ile bel ile / Yüzün yırttım tırnak ile el ile /  Yine beni karşıladı gül ile / Benim sadık yârim kara topraktır”


Bunların neticesinde 2009 yılının sonlarına doğru bende yeniden bir merak başladı bahçe, toprak işlerine karşı. Bir arkadaşın www.agaclar.net adresini önermesi ile de bu forum başta olmak üzere çeşitli internet sitelerini incelemeye, forumları okumaya başladım. Malum, internet ortamında bana lazım olan bir bardak su iken deryalar, okyanuslar kadarı var. Ben kepçe internet kazan karıştırdım, karıştırdım… Çok okudum, inceledim birçok şey öğrendim. Dedemden gördüklerimin ötesinde bilimsel ve teknolojik gelişmeler neticesinde birçok gübre, vitamin, yetiştirme ortamı, tohum çeşidi olduğunu fark ettim. Çeşitli sitelerden değişik tohumlar sipariş ettim. Tohumları yetiştirmek için şişen tabletler, taş yünü, torf, cocopeat, perlit, hydroton gibi yetiştirme ortamları, viyoller, saksılar, mini seralar satın aldım. Seracılardan topraksız tarımda kullanılan besin sıvılarından getirttim. Büyük marketlerden vitaminler, bitki besinleri aldım hatta kendim evde mutfak atıklarından enzimler, EM1 ile bukaşi, kompost ürettim. Yani şu anda bahçecilik üzerine forumlarda neler konuşuluyorsa, neler gündemdeyse birçoğunu denedim, uyguladım ve halen devam ediyorum.


Yukarıdaki fotoğrafta çeşitli tohum/fide yetiştirme ortamı görülmektedir. Perlit, Cocopeat (Hindistan cevizi kabuğu talaşı), torf, şişen tabletler, kaya yünü (taş yünü), hydroton, vermikulit ve fotoğrafa sonradan photoshop ile dahil olan su emici jel toprak (SAP - Super Absorbent Polymers)


Burada da çeşitli vitamin ve bitki besinleri görülmektedir. Humik asit, değişik firmaların bitki besinleri, superthrive, clonex, EM1 (Effective Microorganisms -Efektif Mikroorganizmalar),  evsel atıklardan elde edilen enzim, bukaşi, organik gübre.
 
Geçtiğimiz yaz sezonunda yani 2010 ilkbaharından sonbaharına kadar evimizin önündeki küçük bahçemde kendi çapımda bahçe işleri ile uğraştım. Boruda çilek, sandıkta patates yetiştirmeyi denedim. Takip edenler bilecektir denemelerimin birçoğunu da blogumda paylaşmaya çalıştım.

Yılın şu son günlerinde geçtiğimiz 2010 yılının muhasebesini yaparken kendimce bir özet çıkarttım. Bunu da sizlerle paylaşmak isterim. Belki aranızda burada bahsettiğim denemelerimden faydalanacaklar olabilir.
2011 yılınız mutluluk, sağlık ve başarı ile dolu olsun; selam ve saygılarımla.

Geçen sene bu vakitler bahçemi temizledim, yabani otları yoldum, çapaladım; tarlamı nadasa bıraktım bir başka deyişle..


Sabırsızlıkla beklediğim bahar gelip de havalar ısınır gibi olunca aldım küreği tırmığı elime, girdim bahçeye. Kendimce bir yerleşim planına göre fideleri dikmek için karıklar açtım. Sonra viyollerde yetiştirdiğim, bazısını köyden hazır yetişmiş getirdiğim domates ve biber fidelerini toprağa diktim.

OğluMonk'la yani oğlumla birlikte suladık, cansuyunu verdik.


Fideler biraz büyüyüp serpilince askıya aldım, boğazlama da yaptım http://www.pembedomatesagi.com/ sitesinde de tarif edildiği gibi.

Zamanla daha da büyüdüler, destek çubukları yetmez olunca 4 adet 2 metrelik boruyu diktim bahçenin köşelerine. Bunların arasına kalın ip gerdim. Domatesleri iplerle bu kalın iplere astım.


Tabi bahçede sadece domates yok. Önden bakınca sol taraf sebze bahçem, sağ taraf ise çiçek bahçesi. Çiçek bahçesinde ise akşam sefaları, güller, menekşeler, daha öncesinde kışın çıkıp solan lale ve lahanalar ile adını bilmediğim çeşitli çiçekler var. Sağ tarafta duvarda asılı olan boruda perlitte çilek ve yerde de sandıkta patatesler görülmekte.

Sebze bahçesine aşağıdaki fotoğrafta yakından bakarsak; domateslerin arkasında gül biberi, acı saksı süs biberi, sivri kıl biber, patlıcan ve patatesleri görebiliriz.


İlk hasadımı oğlumla birlikte yaptık.
 Domates dalında güzeldir.

 Toplanınca da fena değil hani.Gün geldi kilo kilo domates topladığımız da oldu.




Bir zaman geldi ki Türkiye'de bir çok domates üreticisini vuran hastalık benimkileri de yakaladı. Aşırı sıcaklardan mı yoksa hain güve tuta absoluta yüzünden mi bilemedim ama hasta oldu zavallıcıklar. Kurudular, meyveden kesildiler.

Domatesleri kurtarabilmek için biraz gübre, biraz vitamin takviyesi yaptım. Hatta EM1 ile besledim. Biraz canlanır gibi oldular. Kendilerini toparladılar, yeni sürgünler verdiler ama...

...ama yaz bitti maalesef. Yine de tek tük domates almaya devam ettim.

Sonunda sezonu kapattık. Domatesler ve biberlerin kalanlarını da toplayıp kökünden söktüm bitkileri. Sadece tek kök patlıcanı, 2-3 kök biberi ve sandıktaki patatesleri bıraktım geride. Topladığımız henüz yeşil, kızarmamış domatesleri de turşu yapmak üzere ayırdık.

Şimdi kış geldi. Ama boş durmak yok, yola devam. Evdeki hazırlıklar devam ediyor. Yeni sezon, yeni şans, yeni tecrübeler, yeni heyecanlar bekliyor bizleri.

2010 sezonunun ardından çıkardığım dersler, kazanımlar kısaca şöyle:


Bahçede Yapılan Hazırlık İşlemleri
  • Bir önceki sonbahar sonunda bahçedeki tüm bitkileri kökledim.
  • Toprağı çapalayarak alt üst ettim.
  • Bu arada toprağa karışmış olan özellikle plastik kökenli yabancı inşaat maddelerini temizledim. İri taşları ayıkladım.
  • Toprağa yanmış hayvan gübresi karıştırdım. Bir kış boyunca toprak dinlendi, tazelendi. Gübre de bu arada toprağa iyice karıştı.
  • Arada bir toprağı bel küreği ve çapa ile alt üst ettim.
  • Bahar yaklaşırken ocak sonu şubat başı gibi evdeki mini seramda tohumları viyollere ektim, filizlendirdim. Biraz acele etmişim aslında; bu seneki havanın istikrarsızlığından dolayı bazı fideler telef oldu.
  • EM1 ile bukaşi yaptım ve patatesleri ektiğim yerdeki toprağa karıştırdım.


Hatalarım
  • Tohumları filizlendirmede biraz acele etmişim. Gerçi bu sene hava durumu çok değişkendi, Mayıs ortasında bile çok soğuk günler yaşadık. Bu nedenle bazı fidelerim telef oldu, özellikle biberlerin çoğu.
  • Fide üretirken de fazla sulama ve fazla besin verdim; sanki ne kadar çok sularsam, ne kadar çok vitamin-gübre verirsem o kadar hızlı büyüyecekmiş ve daha iyi olacakmış gibi. Hâlbuki fazla sulama nedeniyle birden büyüdüler, sonra da gövdeleri zayıf olduğu için kırılıp öldüler. Köklerin hep su içinde kalması nedeniyle de birçoğu kökten çürüdü.
  • Fideleri dikmek için açılan karıklar iyi olmadı. Daha iyi bir düzenleme yapılabilirdi.
  • Fideleri çok sık dikmişim. Domateslerin bu kadar büyüyeceğini hesaplayamadım. Fideler küçükken gözümüze az göründü. Daha sonra seyreltmek için aralardakini sökmek gerekti.
  • Bahçe yerleşimi, ürün çeşitliliği daha iyi optimize edilebilirdi.
  • İlk başlarda aşırı sulama nedeniyle kökler iyice gelişmedi, iyi tutunamadı. Dolayısı ile bitkilerin kök tarafı zayıf, diğer taraftaki gövdeleri kalın oldu. Bu da meyvelerin beslenmesinde ve gelişiminde güçlüklere neden oldu.
  • Domateslerin şekil budamasında ve askıya alınmasında geç kaldım. İlk başlarda çok serbest yayıldılar. Daha sonra askıya alabilmek için güçlü dalları feda etmek zorunda kaldım.
  • Askı iplerini ince kullandığım için bitkiyi bazı yerlerde zedeledi. Rafya ya da boyna takılan kimliklerin bağlarından kullanmak lazım.
  • Bir ara ev yapımı enzimin etkisini görebilmek için aşırı miktarda kullandım, seyrelterek kullanmam gerekirken doğrudan döktüğüm de oldu. Bu da bazı bitkilerin hastalanmasına hatta ölmesine neden oldu.
  • Aşırı sıcaklarda bazı günler (evde olmadığımız için) sulayamadık. Bazı bitkilerin yaprakları hemen kavruldu. Kendine gelmesi için zaman geçti.
Kazanımlarım
  • Öncelikle tüm çalışmalar bir kazanç benim için. Akşamları işten gelince küçük bahçemde uğraşmak, sulamak, gözümün önünde gün be gün büyüdüklerini görmek, bitkileri budamak, yabancı otları sökmek, kendi yetiştirdiğim ürünleri toplamak müthiş keyifli.
  • Yaptığım denemeler ile çok şey öğrendim. Seneye daha bilinçli davranacağım.
  • Kendi yapmış olduğum ev yapımı organik gübreleri kullandım. İyileri de oldu kötüleri de oldu.
  • Ve kendi yetiştirdiğim biberleri, domatesleri, patlıcanları, patates ve marulları yemenin lezzeti…

Hâsılat: Gün be gün topladıklarımı tartıp kaydetmiştim. Buna göre bu seneki toplam hâsılat şu şekildedir:
  • Patates (Toplam : 2778 gr)
    • Yerde       : 312 gr
    • Sandıkta   : 2466 gr
  • Domates (Toplam : 26995 gr  (yaklaşık 27 Kg.)
    • Pembe        : 7781 gr
    • Sarı Küçük  : 3514 gr
    • Cherry         : 3543 gr
    • Diğer           :12157 gr
  • Biber   (Toplam : 3108 gr)
    • Kıl Sivri Biber    : 1398 gr
    • Acı Saksı (sivri)  : 664 gr
    • Acı Saksı (top)   : 82 gr
    • Gül biberi           : 964 gr
  • Patlıcan        : 4816 gr ( Tanesi ortalama 150 gr'dan 30-35 adet olsa gerek, saymamışım.)
  • Marul           : 8-10 adet
  • Bir tutam nane, bir avuç ayçiçeği, 3 adet süs kabağı, 2-3 taze fasulye, günlük 8-10 avuç çilek, 1-2 salatalık semizotu…
  • Brüksel lahanası, cherry turp kayda değecek kadar olmadı


Yeni yılınızı tekrar kutlar mutluluklar dilerim.Allah'tan dermanı olmayan dert, başedemeyeceğimiz sorunlar vermemesini herkes için dilerim.

Esen kalın.

NOT: Bu yazım blogumdaki 100. yazı olmuş. Bu güzel tesadüf de kendi kendime kutlu olsun.

Bahcede Haftasonu...

Bu hafta sonu cevizler yerinde duruyor mu, sincaplar hepsini topladı mı diye bakmaya ve bu sıcaklarda susuzluktan ölmesin diye sulamaya Mayıslar'daki bahçeme gittim yine. Havalar çok sıcak olduğu ve Ramazan ayında olduğumuz için büyük sıkıntı çekmemek için sahurun serinliğinde düştük yola. Bir saatte varıyoruz bahçeye. Her zamanki gibi zeytinlerimi damacanalarla ve cevizleri de jeneratör+dalgıç pompa düzeneği ile suladık annemle beraber.

Ah şu sincaplar yine yemişler cevizlerimi, çok azını bırakmışlar bize. Biz de bir dahaki gidişimizde bunları da bulamayız diye daha vakti gelmeden kalanları toplamak zorunda kaldık. Yaklaşık 3 kg geldi sağlamları. Bu sincaplara (belki de kuşlara) bir çözüm bulamazsam bizim bu bahçeden ceviz yiyeceğimiz pek mümkün görünmüyor maalesef :(


Dönüşte yine yakalandık bizim akrabalara ve yine ısrar ettiler bahçelerinden domates biber toplamamız için.

Zaten eksik olmasınlar konu komşu, eş dost yesin diye dikmişler biber, domates, patlıcan, kavun, karpuz vs. leri. Biberler öyle bir çoğalmış ki yapraktan çok biber var hem de çeşit çeşit. Cherryler salkım salkım. Pembeler ortalama yarımşar kilo gelir. Patlıcanlar dalında kalmış, çoğunun vakti geçmiş. Biz toplayabildiğimiz kadarını topladık, 3-4 poşet dolusu yaklaşık bir çuval kadar. Kendileri de toplamakla bitiremedikleri için daha da pek çoğu dalında kaldı. Belki de çoğu çürüyüp gidecek öylece. Ziyan olmasın derseniz bahçenin yeri tam şurası, yolu oradan geçenler uğrayıp alabilirler istedikleri kadar.


Kırmızı biberleri fırında kuruttuktan sonra rondodan geçirip pul biber yapacağım. Kırmızı biberler de çeşit çeşit. Sivrisi var, üçgeni var, yuvarlağı var. Yuvarlak ve üçgen gibi olanlarından birer tanesini tohumluk olarak ayırdım. Seneye kendi bahçemde de yapacağım.




Kendi evimin önündeki küçük bahçemde de güzel haberler vardı bu hafta sonu. Mesela ayçiçeğinin kellesi kocaman olduğu ve artık gövdesi taşıyamadığı için kestim.
Çekirdeklerin dizilimindeki altın orana dikkat.

Bir de saksıdaki, perlite diktiğim patlıcanlarımdan birisi nihayet bir meyve vermiş. Zavallılar küçücük saksı içinde yaşam mücadelesi veriyorlar. Ben bir de fasulye sokuşturmuştum araya, o da çıkmış; kol atmaya başlamış. Derin olmadığı için kökler hep yatayda büyümüş, saksınının içinde perlitin her yerini sarmışlar. Buna rağmen bir de patlıcan yapmaya başlamış, çok sevindim.




Olur da büyürse perlitte yetiştirebildiğim ve tadına bakabildiğim çilekten sonra ikinci meyve/sebze olacak bu patlıcan.


Her şey gönlünüzce olsun, esen kalın.
.

Sayfamdaki yazılar kaynak gösterilerek ve bu sayfanın adresi verilerek kullanılabilir.

Sayfamda bazı yazılarımda bahsetmiş olduğum yöntemler kendi öğrendiklerimi, denediklerimi paylaşmak amacıyla yazılmıştır. Yapılan denemelerin sonuçları da yine burada paylaşılmaktadır. Tarif edilenlerin yanlış/eksik uygulanması, yazı dizilerinin tamamının okunmaması, vb herhangi bir nedenden dolayı istenmeyen sonuçlar elde edilmesi, beklenen sonucun elde edilememesi ve/veya karşılaşılabilecek herhangi bir zarardan dolayı sorumlu tutulamayacağımı bilgilerinize sunarım.

Kaynak belirterek ya da belirtmeden kullandığım yazılarımdan dolayı herhangi bir rahatsızlık duyan, haksızlığa uğradığını düşünen beni haberdar ettiği zaman ilgili yazıyı yeniden gözden geçireceğimi, şikayetinde haklıysa yazıda gerekli düzeltmeyi ivedilikle yapacağımı taahhüt ederim.
-=(RaideR)=-

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | ReviewSilo - Reviews for e-Shopping