Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İkinci kene vakası...

Geçen gün ilk kene maceramdan bahsetmiştim, hani bacağımda yakaladım demiştim keneyi. (Bkz: "Bir kene macerası…" başlıklı yazım) 1 Haziran pazartesi günü de ensemde enseledim. (Aslında o beni enselemiş oluyor değil mi?) Pazartesi iş çıkışında fidanları sulamak için köye gittik hanım, annem ve oğulmonk ile birlikte. Sulama kanalının yanında ardıç ağaçları var. Bizim keneler de genellikle oralarda geziniyorlar, bana da oradan geldiler demek ki.

Tedbirli ve temkinliyiz ya en ufak bir kıpırtıda pür dikkat sağımızı solumuzu araştırıyoruz, sürekli olarak da birbirimiz kontrol ediyoruz. Nitekim bu sayede üzerimde iki tanesini yakaladım. Bunları aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz.


İşimiz bitip elimi yüzümü yıkarken saçlarımın arasında bir tanesini daha hissettim.

Baktım kaçmıyor anladım ki ensemden ısırmış. Bizimkiler yine panikledi; aman köyde sağlıkçı biri vardı ona götürelim falan ortalığı telaşa veriyorlar. Aslında keneyi kendim de çıkarabilirim ama gözümün görmediği elimin zor ulaştığı yerden yakalamış ş.refsiz  kene. Bu nedenle risk almak istemedim, hele elimle koparmaya kalkarsam emdiği kanı da kusabilir ki en tehlikeli durum bu. Keneyi sakince, strese sokmadan emdiği kanı burnundan getirmeden cımbızla yavaş yavaş çekmek lazım. Bizimkiler panik içinde olduğundan biz yapamayız dediler çıktılar, hadi buyurun bakalım…
Neyse köyde eski bir sağlık teknisyeni tanıdığımız vardı ama şanssızlık o da o anda yokmuş. Hanımı Zahide Yengemiz “-Benim de kulağımı ısırmıştı. Süleyman kesti aldıydı, geride kalan da 2-3 gün sonra düştü” deyince tamam Zahide Teyze iyisi mi biz bir sağlık birimine gidelim deyip ayrıldık hızlıca. Çünkü tehlikeli hareketlerden birisi de keneyi kesmek ya da bilinçsizce çıkarmak nedeniyle bir parçasını vücutta bırakmak. Eğer kene de hastalık varsa doğrudan kana karışabilir.

Sonrasında 40 dakikalık mesafedeki özel bir hastanenin aciline gelip durumu söyledim. Doktor hemen bir cımbızla geldi, saçlarımın arasından çıkardı güzel bir şekilde.



O kadar ısrar etmeme rağmen ensemden çıkan keneyi vermediler bana, bir tüpün içine atıp üstüne alkol döktüler. Şaka yaptığımı sandılar herhalde isteyince. Koleksiyon yapıyorum bu beni ısıran 2. elimdeki de 4. olacak dedim ama dinletemedim. “Evinde bulduğun senin olsun, bizim hastanemizde çıkanlar bizimdir” dediler. Hani bir yere de göndermiyorlar incelenmesi için, öyle olsa zaten hiç itiraz etmem, bilime karşı gelecek değiliz ya. Ziyan oldu gitti bizim kene çöp tenekesinde. Yoksa yukarıdaki videoda şişman bir kene daha olacaktı.
Neyse uzun lafın kısası, bir de kan tahlili yaptılar sıcağı sıcağına; bir anormallik çıkmadı. 3 gün sonra bir test daha yaptırmamı tavsiye ettiler. 3 gün içerisinde ateş basması, mide bulantısı, özellikle eklemlerde aşırı ağrı olursa hemen bir intaniye servisine gitmemi söylediler. Bugün 2. gün olduğuna göre yarın da bir anormallik olmazsa bu sefer de yırttık demektir. Hadi hayırlısı bekliyoruz bakalım…

Son not olarak; 2 sene önce Almanya'dan getirttiğim kene çıkartma kartımı yanımda taşıyorum her ihtimale karşı. Yine de saçların arası gibi bir yerden ısırmışsa mutlaka profesyonel bir yardım almak da fayda var. Unutmayın; bu durumda kenenize el koyuyorlar. Uluslararası hukuka göre kene ısırılanın değil çıkaranınmış...

Bir kene macerası…

2008 yazıydı, günlerden Temmuz’un 19’u. Yine Mayıslar’da tarladaydım ceviz ve zeytinleri sulamak için. Öğleden sonra eve geldim. Her zamanki gibi kontrollü bir şekilde tarla kıyafetlerimi çıkarttım kene var mı diye; yoktu. Daha sonra bir telefon görüşmesinin ardından duşa girdiğimde bir de baktım ki bacağımda bir kene kafayı gömmüş emiyor. Hemen hanıma seslendim, bizim ki biraz panik yaptı. Çünkü tam da o günlerde her gün ortalama bir kişi kene ısırmasının neden olduğu Kırım Kongo Kanamalı Ateşli hastalık yüzünden ölmekteydi. Bizimki “n’apcaz?” diye telaş halindeyken “yahu getir şuradan bir cımbız hallederim” dedim. Yok sen yapamazsın acile gidelim falan bir yaygara evde. Neyse ağırlığımı koydum ve cımbızı gidip kendim aldım. “Dur yapma” çığlıklarına prim vermeden cımbızla dikkatli bir şekilde keneyi çıkardım bacağımdan.

işte kene, işte bacak

Hemen altını çizerek belirtmeliyim ki: Böyle bir durumda kesinlikle panik yapmayın ve yapabileceğinizden emin değilseniz kesinlikle kendiniz çıkartmayı denemeyin. Hele hele el yordamıyla asla çıkartmayın, keneyi sıktırmayın. Kendiniz yapamayacaksanız en kısa sürede en yakın sağlık birimine gidiniz.


Ben bu işe cesaret ettim çünkü ben profesyonel bir kene çıkartıcıyım :)

Elbette değil; bacağımda rahatlıkla görülebilir ve ulaşılabilir bir bölgede olduğu ve daha da önemlisi tarla bahçede uğraştığımdan konu hakkında Sağlık Bakanlığının hazırlamış olduğu broşürleri okuyup web sayfalarından kene nasıl çıkartılır iyice öğrenmiş olduğum için.  (Bkz. Kene çıkartma: http://www.youtube.com/watch?v=f5fYLo9yj2w )

Keneyi çıkarttım ve teşhir için bir ilaç tüpüne koydum. Koydum da bizimkilerin paniği yine devam ediyor, yok illa ki acile gidelim diye. Ben gerek yok diyorum ama yine duruma ağırlığımı koydum ve paşa paşa cumartesi günü devlet hastanesinin aciline gittik.

Ben elimde kene ile geziyorum “Bunu bacağımdan çıkarttım bir bakar mısınız?” diyorum danışmaya. Klasik bir yaklaşım örneği göstererek “Niye kendin çıkarttın” diye basıyorlar fırçayı. Hanıma dedim "bak ben bunun için gelmek istemiyordum" diye. Kimse benle ilgilenmiyor da niye kendim çıkarttım diye hesap soruyorlar. Yahu çok istiyorsan tekrar ısırttırayım nasıl olsa kene de bacak da burada, tövbe tövbe…

Neyse doktora ulaştıktan sonra durumu söyleyince; “zaten çıkartmışsın bizim yapacağımız bir şey yok” diyor.  Diyorum ki en azından bir bacağa ya da keneye baksaydınız diyorum. Keneye değil de paçasını sıvadığım bacağıma bakıyor ben ısrar edince. Tamam kafayı içeride bırakmamışsın, güzel bir şekilde çıkartmışsın. Şimdi yapacak bir şey yok, bir şey olunca gelirsin” diyor. Ben de “zaten bir şey olacak gibi olursa gelmeme de gerek yok ne de olsa çaresi yok” dedim; haklısın dedi !!!

Çıktık oradan, pek ilgilenmediler. İyi ki o sıralar işi çok sıkı tutuyorlar Türkiye çapında; dedim ki “keneyi alıp incelemeyecek misiniz?” “Yok gerek yok zaten Eskişehir’de ölümlü kene vakası yok, buranın keneleri zehirsizdir” diye yanıtladılar da hiç sormuyorlar acaba benim kenenin nüfus kağıdında Eskişehir mi yazıyor diye. Ya ben hastalıklı kenelerin bol olduğu Tokat’tan ya da Çorum’dan geliyorsam, kene de oralı ise… Gerçi adamlara da hak vermedim değil. Tam o sırada acil çok yoğundu, yürüyerek gelebilmiş tek hasta bendim. Allah orada çalışanlara da kolaylık ve sabır versin, kimseyi de doktorlara hele hele acile muhtaç etmesin…




Çıktık ya yola bir kere hanım da rahat değil oradan Tıp Fakültesine gittik. Danışmaya gidip yine dedim beni kene ısırdı işte kene işte hendek… Bayan görevli saçlarını eliyle şöyle bir attırdıktan sonra “şimdi çok sıra var biraz bekleyin” dedi. Tamam bekleyeyim ama bana tahmini bir süre verebilir misiniz, 10 dakika mı 1 saat mi beklerim? “Bilemem ki şu anda tüm pratisyenlerimiz çok meşguller” dedi. Ben peki ben kimseyi rahatsız etmeyeyim dedikten sonra yakınlardaki özel bir hastaneye gittim.

Orada da elimdeki tüpü gösterip “bakın bu kene benimle ilgilenmezseniz bunu üstünüze atarım” deyince hepsi korktu. Hemen bir hemşire beni aldı yatırdı yatağa, “soyun” dedi. Hanımı yanımda görünce korktu herhalde ki “oturup bacağınız açsanız da olur” dedi sonra. Neyse ilk defa burada biraz ilgi gördüm. Baktılar bacağıma içeride parça olup olmadığını kontrol ettiler. Tentürdiyot sürdükten sonra “bizde intaniye bölümü yok. Hemen bir hastaneye gidin” dediler. Ben oradan geliyorum deyince  son bir hastane kaldı bir de oraya gidin dediler.

Ben de öyle yapmak üzere çıktım ama yolda başka bir özel hastane daha vardı bir de oraya uğradım. Yine danışmadaki bayana bacağımı kene ısırmıştı kendim çıkarttım deyince ilk defa mantıklı sorular gelmeye başladı. “-Ne zaman fark ettiniz, nerede ısırdığını tahmin ediyorsunuz, hayvanların olduğu ya da tarla bahçe gibi bir yerde miydiniz?” gibisinden. Hepsine doğru cevapları verdim, “tahminen ısırdıktan en fazla 30-40 dakika sonra fark edip çıkarttım” dedim. Bayan, “Zaten Eskişehir civarında ölümlü vaka da görülmüyor. Bir de hemen fark edip çıkarttıysanız sorun olmaz. 6 saatten önce zehirleme yapmaz, zaten maşallah turp gibisiniz” dedi. Benim hanım kızgınlıkla kolumdan çekince oradan da çıktık. Niye öyle yaptı anlamadım.

Son şans olarak bu sefer eski SSK şimdi devlet hastanesi olan yere gittik. Ben ilk defa hasta olarak oraya gittim. Çok yıllar önce bir ziyaret için gitmiştim. O zamandan bu zaman son derece modern,  temiz ve düzenli bir duruma gelmiş. Hemen kaydımı aldılar, sıra verdiler çok ilginçtir her ihtimale karşı kan tahlili istediler. Kan verip gelene kadar sıram da gelmiş.  Buradaki doktor bey de sordu “niye kendin çıkarttın?” diye ben de duvardaki afişi gösterdim “Keneyi fark ettiğinizde hemen çıkartın. Ne çabuk davranırsanız o kadar iyi olur” gibisinden bir şeyler yazıyordu. “Hem böyle yazıyor hem de kendimiz çıkarınca kızıyorsunuz. Ayrıca ben bilinçli bir şekilde çıkartım” deyip tarif ettim nasıl çıkarttığımı.  Burada da pansuman yaptılar, bacağımı kontrol ettikten sonra alkol sürdüler. Yine çok ilginçtir bu vakayı kayıt altına aldılar; nerede, ne zaman, nasıl gibi sorularla birlikte benim hakkımda da küçük bir form doldurdular. Ben böyle ilgilenildiğini görünce şaşkınlığımı da gizleyemeyerek bu aşamaya kadar geçirdiklerimi anlattım. Aslında sağlık bakanlığı mutlaka rapor edilmesini istiyor ama Eskişehir’de kötü bir kene vakasıyla karşılaşılmadığı için çok da önemsenmiyor. Biz yine de rapor ediyoruz dediler.

Bu arada doktor benimle ilgilenirken içeriye selamsız sabahsız bir adam girdi. Pamuk gibi bir şeyin için kara bir böcek gösterdi; doktora “-Bu ne?” diye sordu. Doktor baktı siyah bir böcek dedi. Adam “-Ama ısırdı ve şişirdi” dedi. Doktor sabırla “dünyada milyonlarca çeşit böcek var ve bunların çoğu ısırır. Isırdığı yeri de kızartır, kaşındırır, şişirir” dedi. Adam hala ikna olmamış gözlerle bakarken, “sen kene mi görmek istiyorsun gel madem” dedi benden elimdeki tüpü istedi. Adam tüpün içindeki keneyi görünce rahatladı, “demek kene bu ha” diyerek sevindi.

4-5 dakika sonra adam yanıma geldi, kendi yanında da karısı olduğu halde. Meğerse kadını ısırmış da kadın kapalı birisi olduğundan doktorun yanına girmiyormuş. Adam geldi bana “-Göstersene şu keneyi” dedi. Ben ne o kardeşim öyle herkese kenemizi göstermeyiz deyince azıcık bozuldu ama sonra şaka yaptığımı anladı. Ben de bu arada tüpün kapağını açmıştım zaten. Kadına doğru tutunca kadın 2 metre geriye zıpladı. Zaten 2 metre uzaktaydı. Kadına dedim yahu korkma, uçmaz zıplamaz. Ne kaçıyorsun? Azıcık yaklaşıp tüpün için görünce bir yandan kendisini ısıranın kene olmadığından emin olmanın rahatlığıyla “seni mi ısırdı?”  diye sordu ben de evet deyince “vah vah pek de gençmişsin” dedi sağ olsun ???? Ben güleyim mi bu cahilliğe ağlayayım mı bilemedim kala kaldım.

Neyse kan tahlilinde anormal bir durum çıkmadı nitekim. 3 gün sonra tekrar bir kan tahlili yapıldı hiçbir anormallik görülmedi yine. Bahaneyle kan tahlili de yapılmış oldu, başka bir sorun varsa o da belli olurdu. Çok şükür ki hiçbir sorunum yokmuş. 2 sene geçti hala bir sıkıntı yok…

Haa keneye ne mi oldu?  Diğer kenelere ibret olsun diye epoksi reçine içinde fosil oldu…




Sözlerime son verirken bir şiirden alıntı ile veda edeyim siz sayın izleyicilerime:

O kadar insan varken geldin beni buldun,
Beni ısırınca söyle mutlu mu oldun,
Ölmediğimi görünce birden g.t oldun,
K.çına girsin kocaman bir odun
Nasıl da bir epoksi içine kondun?

                                 Anonim.

Diğer yüzlercesi için http://www.antoloji.com/kene/siirleri/sayfa-1/


NOT: Kene maceram bitmedi, yenisi çok yakında bu sefer ense kökümde yakaladım şerefsizi…

Eskişehir'de zeytin ve ceviz yetiştiriciliği

Daha önce de bahsetmiştim; baba tarafım Eskişehir’in Sarıcakaya ilçesine bağlı Mayıslar köyündendir. Mayıslar’lı olmakla da kendimi şanslı sayarım… Dedelerim arasında Kurtuluş Savaşında şehit ve gazi olanlar da vardır. Rahmetli Mustafa dedemin İstiklal Madalyası da şahsım tarafından muhafaza edilmektedir.

Mayıslar hakkında daha sonra daha fazla ayrıntıya girerim, şimdilik bahsetmek istediğim bu değil. Bahsedeceğim konu köyümde küçük bir arazimin olduğu ve burada toplam 18 adet ceviz ve 20 adet zeytin fidanımın olduğu. Evet zeytin hem de oldukça kaliteli zeytin yetişir İç Anadolu’nun şehri olan Eskişehir’in bir köyünde. Her ne kadar Eskişehir İç Anadolu Bölgesi’nde olsa da Sarıcakaya Karadeniz bölgesinde kalmaktadır ve iklimi de Akdeniz iklimine benzemektedir. Dağların arasında olması ve Sakarya Nehri sayesinde kendine has bir mikro klima oluşmuştur burada. Dolayısı ile sadece zeytin değil tahmin edilemeyecek pek çok şey yetişir burada. Hemen aklıma gelenleri yazıvereyim: pamuk, Antep fıstığı, nar, dut (dolayısı ile ipekböcekçiliği), her türlü sebze, çok çeşitli meyve, liste uzar gider…

2 yaşındaki bir zeytin fidanı

3-4 yaşlarındaki ceviz fidanlarım
2005 yılı son baharında boş duran bu yaklaşık 1200m2’lik toprağa ne yapayım diye araştırırken ceviz dikmeye karar verdim. Cevizleri de bizzat gidip Düzce’den aldım geldim. (Bkz. www.ceviz.com.tr)





Burada yaşadığımı su problemine rağmen (Bkz. "Su tutucu polimerin tarımda kullanımı" başlıklı yazım) bugün itibari ile adam boyunu geçtiler, orta halli ağaç oldular diyebilirim bazıları için.

Ağustos 2008'den bir foto.
Şimdi iki katı oldu (hem cevizler hem de göbeğim)
 Tabi bu arada özellikle 2008’de yaşanan aşırı sıcaklar ve kuraklık yüzünden 3 tanesi kurudu. Yerine yenilerini diktim ya tutarsa diye.

İnşallah bu hale geldiğini de görmeye ömrüm yeter.
www.ceviz.com.tr’den

Benimkilere iyi bakım yapabilseydim bunlar da epey büyümüş olurlardı ve ürün hasatına başlamış olurdum. Şu anda biraz daha vakti var. Bir yerde okumuştum; “iyi kalite bir ceviz fidanı 5 yaşında ürün vermeye başlar ama en olgun ve en verimli hale 10 yaşında gelir. On yaşına kadar sen cevize, daha sonra o sana bakar. Artık çalışmana bile gerek kalmaz, emekli olabilirsin.” diye. Neyse şunun şurasında 5 bilemedin 6 yıl kaldı; ha gayret oğlum babamonk biraz daha sabır…

Boruda Çilek


İnsanlar neden çok katlı binalarda yaşarlar? "Dar alanda dikine yükselerek daha fazla insanı sığdırabilmek" diye yanıtlıyorum bu soruyu kendi kendime.

Aynı şekilde dar alanda kısıtlı toprakta daha fazla ürün almak için de benzer yapılar var. Mesela daha önce www.agaclar.net adresinde görmüş olduğum dikey çilek yetiştiriciliği gibi. Ben de kendi evimde denemeye karar verdim. Fotoğraflarda da görülebileceği gibi bir yağmur suyu borusunu çeşitli yerlerinden deldikten sonra buralara çilek fideleri yerleştirdim. Bu arada borunun altını kör tapa ile kapattıktan sonra içine perlit doldurdum. Yani aslında bir çeşit topraksız tarım yapmış oluyorum bu şekilde.Çileklerin dibinden perlit dökülmesini engellemek için de boruyla aynı renkte ince kadın çorabı geçirdim boylu boyunca...

Su deposu olarak önceleri dibi ve tepesi delinmiş su şişesini kullanıyordum. Sonradan bir kola şişesini, eczaneden aldığım serum tertipatı takarak kullanmaya başladım. Hem ayarlanabilir olması sayesinde suyun saatte ne kadar akacağını da belirleyebiliyorum. Örneğin, çok sıcak olmayan bugünlerde 125 ml/saat şeklinde ayarlı. Yukarıdan verdiğim besin katkılı su perlit içinde süzülerek en alta kadar rahatlıkla ulaşabiliyor.  Seracılıkta kullanılan bitki besinini agaclar.net üyelerinden  almıştım. (Bakınız: http://www.agaclar.net/forum/showthread.php?t=11855)

İnşallah bol bol çilek yemek de nasip olur. Geçen gün ilk kızaran çileğin tadına ailecek baktık, gerçekten de çok nefisti.
Duvarda asılı olan çileklerim
 
Su akış miktarını serum aparatı ile ayarlayabiliriz



------- *** ------- GÜNCELLEME 28.05.2010 ------- *** -------

Günde bir-iki tane çilek toplamaya başladım bile. Tadı beklediğimden çok daha iyi. Bir de insan kendi yetiştirince daha bir lezzetli oluyormuş.



------- *** ------- GÜNCELLEME 02.06.2010 ------- *** -------

Su borusunda yetiştirdiğim çilekler meyvelerini vermeye başladı. Bugün (2 Haziran Çarşamba) itibari ile görüntü aşağıda. Lezzet ise benim damağımda...


--------> 1 Haziran 2011'de eklenen bölüm <----------

Bu sene de yediveren denilen modelden çilek aldım. Yine diktim boruya çilekleri inşallah bu sene geçen seneye göre daha fazla çilek yeriz.
--------> 1 Haziran 2011'de eklenen bölüm sonu <----------

İlk fotoğrafta yerde görülen sandıklarda da patateslerim var. Onu başka bir zaman yazacağım. [Yazdım bile, tam şurada "Sandıkta Patates Yetiştirmek" ] esen kalın.

Su tutucu polimerin tarımda kullanımı

"NanoJel toprak kullanarak çimlendirme" başlıklı yazımda bahsedilenler daha çok dekoratif amaçlı kullanılan su tutucu polimer çeşitleri. Benim asıl bahsetmek istediğim ise su tutucu polimerlerin tarımda kullanımı. Öncelikle şunu belirtmek istiyorum; benim ne nanojel firmaları ile ne de stockosorb/kemisol/sutut/kristajel gibi firmalarla son kullanıcı müşterileri olmamın dışında herhangi bir bağlantım yoktur. Burada bunların reklamını, iyi ya da kötü tanıtımını yapmak gibi bir çabam da yoktur. Ben sadece naçizane deneyimlerimi paylaşmak arzusundayım. Su tutucu polimerler hakkında daha ayrıntılı bilgi almak için google’da küçük bir araştırma yapabilirsiniz. Şu linklerden de yola çıkabilirsiniz: www.wesoorb.com.tr ya da  http://www.sutut.com/  ya da http://www.qemisoyl.net/

Ayrıntıları başka sitelerden temin edebilirsiniz ama madem buradasınız kısaca bahsetmek gerekirse: “Qemisoyl, su hidratörleri ile bağlantıya girdiğinde su için bir rezervuar işlevi gören şeffaf bir jel haline gelen ve sonra suyu bitkinin köklerine geçiren beyaz granüllü su bazlı (çekmeli) polimerdir” denmekte ilgili sitelerde. Faydalarından da şu şekilde bahsedilmekte:

Toprağa yerleştirildikten sonra toprağın yoğunluğunu düşürür.
•    Topraktaki hava ve su dolaşımını geliştirir.
•    Su tutma kapasitesini geliştirir ve sudaki besleyicilerin kaybını azaltır.
•    Birçok kez dolup boşalabilir. Uygun koşullarda 5 yıl özelliğini korur.
•    Birçok çözünür gübre ve toprak ile bağdaşır.
•    Buharlaşma ve sızma sonucu su kaybını önler.
•    Kuraklık döneminde sulama miktarını azaltır.
•    Ürün verimini azaltmaksızın üretim maliyetlerini azaltır.
•    Tohumu nem tabakalarıyla sararak ve suyun içindeki besleyicileri tutup salarak filizlenmesini geliştirir.
•    Aşırı yağışlardan dolayı gübrenin akıp gitmesini engeller.
•    Daha yüksek ürün verimi sağlar.

Benim Eskişehir Sarıcakaya ilçesi Mayıslar köyünde yaklaşık 1200 m2 civarında küçük bir bahçem var. Buraya bundan 4 yıl önce ceviz fidanları dikmiştim. Karşılaştığım en büyük problem sulama. Her ne kadar Sakarya Nehri köyümden geçse de benim bahçem nehre uzak olduğu için su temininde sıkıntılar yaşıyorum. O zamanlar anladım ki ileride savaşlar su yüzünden çıkacak. Yine anladım ki “Su akar Türk bakar…” Maalesef böyleymiş, koskoca Sakarya Nehri akıp gidiyor bu nehrin suyundan sadece yanındaki tarlalar bahçeler kullanabiliyor. Benimki gibi sudan 300-500 m uzakta bulunan tarlalar susuzluktan kavruluyor…


Mayıslar'ın panoramik bir görüntüsü. Sol tarafta İğdir, Sarıcakaya; sağda ise Kapıkaya

Neyse ki bahçenin hemen yanında bir sulama kanalı geçmekte de bazı zamanlar sıraya girerek suyu kullanabiliyorum. İlk zamanlar bu kanalın bazı yerleri yıkılmış olduğundan su da gelemiyordu. Fidanları toprağa diktiğim ilk zamanlar arabamla köyün çeşmesinden damacanalarla su taşımak zorunda kaldım. 
Bu da oğlum, Oğul Monk...



Bizim oralarda 2008 yazı son derece sıcak geçmişti, termometrede 49 dereceyi gördüğümü biliyorum. Köye pek sık gidemediğim için o yaz maalesef 2 adet fidanım kurudu.  Fazla uzatmayayım, kafamda birçok sulama projesi olduğu halde fiiliyata geçmesi konusunda maddi manevi çeşitli sıkıntılar olduğu için şimdilik en basit ve hızlı (quick and dirty) çözümü uygulamak durumundayım. Bu nedenle internette dolaşırken su tutucu polimerleri fark ettim. Araya araya Ankara’da bir temsilci firmayı bulup kapısını çaldım.  (http://www.sututtarim.com/)  Birçok temsilci firma gibi bir apartman dairesiydi burası. Ben kapıyı çalıp “Su tutan jellerden alacaktım” deyince pek şaşırdılar zaten “burayı nasıl buldun?”  der gibi bakıyorlardı. Şaşırmalarının diğer nedeni de aslında perakende satışı pek yapmamalarıydı sanırım. Bu arada su tutucu polimerin yanı sıra bir de MOG organik gübre aldım gitmişken. MOG konusuna burada hiç girmeyeceğim, belki başka bir yazımda bahsederim. 4 kg’luk kutu ile satılan Kristajel marka su tutucudan aldım.

Fidanın dibini biraz açtıktan sonra toz şeker gibi olan su tutucuyu serpiyoruz



Su ilave ediyoruz
Polimer çok kısa sürede jelleşiyor
Bahar gelip de ceviz fidanlarımın diplerini çapalamak, su havuzları açmak gerektiğinde biraz derince açarak bu su tutucudan göz kararı ilave ettim. Su verdiğimizde hemen suyu emerek jöle gibi oldu zaten. Beklentimiz ağacın dibine vermiş olduğumuz suyun daha derinlere kaçmasını, hızlı bir şekilde buharlaşarak kaybolmasını engellemek. Fidanlar böylece ihtiyaç duyduğu suya daha uzun süre erişebilecek.

Su tutucuların denemesinin sonucunu bu yaz sonunda daha iyi anlayacağız diye tahmin ediyorum. Fakat okuduğum kadarı ile de başarılı sonuçlar elde edilmiş; zaten bilimsel bir yöntem.Bir nevi mikro sünger anladığım kadarı ile.


Bir miktarı ile evde çimlendirme yapmayı denemiştim. Fotoğrafta da göreülebileceği gibi işe yaradı gibi. Islak beze ya da pamuğa sarmaktan daha iyi bir yöntem bence.

Misket gibi olan ise dekoratif amaçlı olan tiptekilerden...




Sayfamdaki yazılar kaynak gösterilerek ve bu sayfanın adresi verilerek kullanılabilir.

Sayfamda bazı yazılarımda bahsetmiş olduğum yöntemler kendi öğrendiklerimi, denediklerimi paylaşmak amacıyla yazılmıştır. Yapılan denemelerin sonuçları da yine burada paylaşılmaktadır. Tarif edilenlerin yanlış/eksik uygulanması, yazı dizilerinin tamamının okunmaması, vb herhangi bir nedenden dolayı istenmeyen sonuçlar elde edilmesi, beklenen sonucun elde edilememesi ve/veya karşılaşılabilecek herhangi bir zarardan dolayı sorumlu tutulamayacağımı bilgilerinize sunarım.

Kaynak belirterek ya da belirtmeden kullandığım yazılarımdan dolayı herhangi bir rahatsızlık duyan, haksızlığa uğradığını düşünen beni haberdar ettiği zaman ilgili yazıyı yeniden gözden geçireceğimi, şikayetinde haklıysa yazıda gerekli düzeltmeyi ivedilikle yapacağımı taahhüt ederim.
-=(RaideR)=-

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | ReviewSilo - Reviews for e-Shopping