Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Küçük bahçem...

.
Sıraevler’deki yeni evimizin önünde küçücük bir bahçemiz var. Bir tarafını  çiçeklik olarak bıraktık diğer tarafta ise bir şeyler yetiştirelim diye uğraşıyoruz. Aslında önceki evimde de bahçe vardı ama nedense hiç ilgimi çekmemişti bir şeyler yetiştirmek, toprakla uğraşmak. Gerçi annem bir şeyler yapıyordu ama ben sofradaki haliyle ilgileniyordum sadece.

Evimizin önündeki iki küçük bahçe

Mayıslardaki bahçede ise toplamda 40 kadar ceviz ve zeytin fidanlarım var. Annem geçen sene fidanların arasına biraz domates, biber, kavun, karpuz ekmiş. Ne sulamasıyla ne de çapasıyla fazla ilgilenemedik; 3-4 haftada bir gidip su verdik ama buna rağmen geçen sene epey mahsul aldık kendi çapımızda.  Bir bu nedenle bir de bir arkadaşımın iş yerinde saksıda perlit içinde domates yetiştirmesi ile “neden olmasın?” diyerek ben de giriştim bu işlere.

İlk önce bol bol okudum ilgili siteleri. Kimisi kişisel sayfalar kimisi forumlar olmak üzere gerçekten de güzel ve faydalı bilgilerin paylaşıldığı çok güzel siteler var. Bazılarının linklerini bu blogda da bulabilirsiniz. Bu siteleri, forumda yazılanları okudum; çok şey öğrendim buralardan. Şimdi de uygulamasını yapmaya çalışıyorum. İnsanın doğasında var demek ki bahçeyle, toprakla uğraşmak. Her akşam eve gidince bahçeyi sulamak, yabani otları ayıklamak; bitkilerin gözümün önünde gün be gün büyüdüğünü görmek sonunda da kendi yetiştirdiğin bir şeyin tadına bakmak inanılmaz keyifliymiş…

Ekim-Kasım gibi bahçedeki toprağı iyice altüst etmiş, ayrık otlarını, yabani bitkileri temizlemiş, toprağa karışmış olan inşaat artıklarını, çöpleri, iri taşları ayıklamıştım.  Biraz da yanmış koyun gübresi döküp iyice karıştırmıştım. Üzerinden kış geçince toprak iyice dinlendi, tazelendi.

Kıştan itibaren evimdeki mini serada domates, biber tohumlarını çimlendirme başladım. Havalar ve toprak ısınmaya başlar başlamaz fideleri bahçeye aktardım.  İtiraf edeyim aşırı ilgi nedeniyle ya suyu ya da gübreyi fazla vermekten biraz da oğulmonk’un “-Anne bak sana çiçek topladım” diye ikide bir fideleri koparmasından dolayı fidelerimin çok azı hayatta kaldı;  çok azını bahçeye aktarabildim. 

Yapay ışık altındaki seram

Viyole yaptığım şaşırtma işlemi

Neyse ki yardımımıza Mayıslar’daki akrabalarımız yetişti.  Köyden getirdiğim pembe domates (çaltı), cherry domatesleri, birkaç değişik tip biberleri, evde büyüttüklerimden sağ kalmayı başarabilen ithal cins biberleri bahçeme diktim. Şansızlık olacak ya ertesi gün hava birden bire soğudu. Fideler bayıldı gitti. Neyse on gün kadar sonra domatesler kendine geldi fakat biberlerin çoğunu kaybettik. Onların yerine de pazardan tanesi 25 kuruştan fide alıp diktim.

Mayıslar'da bir sera içinde binlerce fide

Nadasa bırakmış olduğum bahçe

Fideleri dikmek ve sulama için karıkları açtık

Fideleri diktik

Can suyunu verdik
Şimdi –ilgiyi abartmadan- suluyoruz akşamları oğlumuzla. Fena gitmiyorlar, inşallah dalında meyvelerini de göreceğiz.

OğulMonk bahçeyi suluyor.

Dalından koparıp beraberce yemek dileğiyle, esen kalın...


.

Size bir kene hikâyesi daha anlatayım mı?

Böyle şeyler de hep beni bulur ya yine öyle bir durumdan bahsedeyim.

Yazmıştım daha önce, 1 Haziran 2010 Salı akşamı bir kene ısırmıştı beni. İlk 3 gün önemli, kendimi iyi dinlemem lazım. Tam da Perşembe akşamı bir kampanya kapsamında kan verecektim.  Öncesinde bir form doldurdum ki öyle böyle değil. Her şeyi soruyorlar; uyuşturucu aldın mı?, bilmem ne ilacı kullanıyor musun?, tanımadığın birisi ile paralı ya da parasız cinsel ilişkiye girdin mi?, aşı oldun mu?, kan verdin mi? aldın mı? Sanırsın Ergenekon’dan sorgulanıyorsun. Güzel tabi, alınan kanın nerden geldiği önemli. Gerçi her şey beyan üzerine kurulu, adam uyuşturucu aldıysa alenen aldım diyecek değil ya; her neyse…

Formda her şeyi soruyorlar da belli ki güncellenmemiş, “yakın zamanda kene tarafından ısırıldınız mı?” diye bir soru yok. Hadi soru yok neyse, ben oradaki görevliye: “-Bu formda her şeyi soruyorsunuz ama keneye dair bir şey yok” deyince belli ki ilk defa böyle bir şeyle karşılaşıyorlar hepsi birbirine baktı; falanca doktora bir soralım dediler. 3-4 kişi aynı anda telefonlara sarılıp herkes ayrı bir doktora sordular. Başvuru kitabını karıştırdılar orada da bir şey yazmıyor.

Cebimden keneyi çıkardım; hani belki tipine rengine şekline bakarlar da bir şey derler mi diye ama hemşireler korktu, birisi içinde kenenin olduğu cam tüpü aldı. Bakarken kene kıpırdayınca “bu canlıymış yahu” diye bir irkildi az daha elinden fırlatacaktı tüpü.

Sonuç: Her doktor ayrı bir cevap vermiş. Kimisi 6 ay kimisi 1 sene kan vermesin demiş. Yani böyle bir duruma karşı daha önceden hazırlıklı değiller. Yadırgamadım dersem kendimle ters düşerim. Hâlbuki bu kadar güncel ve yıllardır da gündemimizde olan bir konuyu Kızılay Kan Merkezi’nin net olarak bilmesini beklerdim. Sağlık olsun…..da; ya ısırıldığı halde ya da hala kene tarafından kanı emilmekte olduğunun farkında olmadan kan verenlerin kanı ne oluyor?

Bu sorunun yanıtını bilen varsa lütfen yorum yazsın da ben de bilmesi gereken başkaları da öğreniversin…

Haa bir de, ne güzel beleşten çokoprens ve meyveli Kızılay maden suyu içecektim, ondan da oldum. Aslında istesem verirlerdi ama sen hem kan verme hem de maden suyu iste; yüzüm tutmadı. Boşuna demiyorum ş.erefsiz kene diye. Onun yüzünden 0Rh- olan kanımdan veremediğim gibi çokoprens de alamadım…

Esen kalın…

Sağlıklı bir çevre için çöp enzimlerini (atık enzimlerini) kullanmak (Bölüm 2/2)

İki bölümlük bu yazı dizisinin ilk kısmını okumadıysanız lütfen tıklayınız.

Hadi artık mutfak atıklarından enzim üretelim
  • Önce mutfak atıklarını küçük küçük doğruyoruz. Küçük doğramamız parçaların yüzey alanını büyüteceğinden daha çabuk fermante olmasını yani çürümesini sağlayacak.
  • Doğranacak olan atıkların organik olması yani sebze, meyvelerin kabukları, yenmeyen ya da artan kısımları, kesilmiş çimen, ağaç yaprakları vb. olması gerekir.
  • Bunun içine kesinlikle çeşitli kimyasal koruyucu katkı maddesi içeren ketçap, soslar, turşu gibi maddelerin kendisini ya da bulaşmışını katmayınız.
  • Et ve süt ürünü katmayınız.
  • Bir de özellikle not düşmüşler durian denilen acaip bir meyve var onu da karıştırmayınız.
  • Çürümüş, bozulmuş, yanmış, pişmiş, pastorize edilmiş organik maddeleri katmayınız.
  • Mutlaka plastik bir kaba 10 ölçek su, 3 ölçek atık madde ve 1 ölçek melas (bulamazsanız kaliteli pekmez) ilave ediniz.
    • Plastik kap kullanmamızın nedeni esnek olmasıdır. Sonuçta ortaya çıkacak gaz esnek olmayan cam gibi kapların patlamasına neden olabilir.
    • Su şehir şebekesinden gelen çeşme suyu olmaz. Çünkü arıtma tesislerinden geçerek gelen şehir suyunda başta klor olmak üzere arındırıcı ve mikrop kırıcılar vardır. 
    • Tulumba, kuyu suyu, ya da biz Eskişehir’lerin kullandığı Kalabak suyu gibi doğal kaynak sularını kullanınız.
    • Başka bir su kaynağınız yoksa illaki çeşme suyu kullanacağım diyorsanız da en azından 1-2 gün dinlendirin de öyle kullanın.
    • Melas pancardan şeker üretimi sırasında elde edilen bir çeşit şuruptur. (itiraf: Ben hiç görmedim.) Melas bulamazsanız ki büyük ihtimalle kolaylıkla bulamazsınız esmer şeker (dikkat! Esmerleştirilmiş değil doğal olarak esmer şeker) kullanabilirsiniz. Fakat pahalı ve yine bulması zordur. Genelde kullandığımız toz şekeri asla kullanmayınız.
    • Ben pekmez kullanıyorum, pekmez de olur.
 

  • Malzemeleri şişeye doldurduktan sonra kapağında açacağımız küçük bir delikten akvaryum hortumu gibi bir parça hortumla gaz tahliye çıkışı veriyoruz. 
  • Yandaki küçük şişe nargile vazifesi görüyor. Yani şişeden çıkan gazı dışarı atıyor, ama dışarıdan içeriye hava girmesini de engellemiş oluyor. Borudaki suyun seviyesi de fermantasyon işleminin tamamlanıp tamamlanmadığı konusunda fikir veriyor. Küçük şişenin içinde yarıya kadar su olduğu herhalde dikkatinizden kaçmamıştır.
Bu da farklı bir uygulama (www.agaclar.net adresinden)
  • Şişemizin ağzını sıkıca kapatıp hava almasını engelledikten sonra oda sıcaklığında 3 ay boyunca saklıyoruz. 10-15 günde bir çalkalamak iyi gelir.
  • İlk zamanlar fermantasyon hızlı olacağı için gaz çıkışı da hızlı olacaktır. Eğer tahliye borusu kullanmayacaksanız gün aşırı kapağı biraz açarak birikmiş gazın dışarı çıkmasını sağlayınız. Sonra kapağı yine sıkıca kapatmayı unutmayın ama.
  • Bekleme süresi boyunca bazen atıkların üzerinde beyaz mantarımsı bir tabaka hatta kurtçuklar ortaya çıkabilir. Böyle bir durumla karşılaştığınızda bir miktar daha pekmez ilave edip çalkalayınız.
  • 3 ay kadar sonra artık fermantasyon tamamlanmış olacaktır. Bunu artık hiç gaz çıkışı olmamasından da anlayabiliriz. 
  • Sıvıyı süzdükten sonra geride kalan malzemeyi kuruttuktan sonra bahçeye ya da saksı toprağına karıştırabilirsiniz. Burada gübre vazifesi görecektir. Kurumadan atmanız durumunda biraz asit içereceği için fayda yerine zarar verebilir.
  • Elde edilen sıvı 1:100 gibi oranda su ile seyreltilerek kullanılabilir. Örneğin bahçecilikte 1:100 ya da 1:500 gibi bir oranda; ilaçlamada 1:100-1:200 oranında; saksılarınızda da 1:500 gibi oranlarda kullanabilirsiniz. Suyla karıştırılması enzimin etkinliğini arttıracaktır.
  • Önemli not: Son ürünün çürük kokmaması gerekir. Hafif sirke, üzüm şırası gibi kokar. Eğer ağır çürük kokusu varsa bu işi başaramamış demektir. Şişe hava almış ya da malzemeler arasına zararlı, çürük malzemeler de karışmış olabilir. Böyle bir durumda tuvalete dökün gitsin.
  • İçilebilir mi; evet neden olmasın. İçebiliyorsanız içersiniz de, bence biraz seyreltmekte fayda var ama. 
  • İçmek için hazırlayacaksanız, başlangıçta sadece meyveleri zevkinize göre karıştırarak da yapabilirsiniz. Zaten likör, şarap, sirke de benzer bir şekilde yapılmıyor mu?
Bu yöntemin yanı sıra tescilli bir marka olan EM-1 (Effective Microorganisms) kullanılarak yapılan bir versiyonu da var. Ayrıntılı olarak daha sonra bahsedeceğim ama kısaca bahsetmek gerekirse EM-1 birçok faydalı bakterinin bir araya getirildiği özel bir organik karışım. Japon bir ziraat profesörü tarafından 80’li yılların başında keşfediliyor. O günden sonra dünyaya bir felsefe şeklinde yayılmakta. Youtube’da çok güzel videolar var. EM-1’i yine pekmez ve suyla aktifleştirerek kullanıyorsunuz. Hammadesi Japonyadan gelidği için biraz pahalı. 

Türkiye’de Ankara’da  “EM Agriton” firması tarafından temin edilmekte. Gittim, aradım buldum, tanıştım; 1 lt EM-1 satın aldım. Hatta 1 lt de EM-Aktif hediye ettiler. Neyse ayrıntıları daha sonra Bukaşi yapımında…

Ben kendim bol miktarda atık enzimi ürettim. Amma ve lakin yeni yeni kullanmaya başladım. Henüz bahçemde sonuçları almaya başlamadım. Etkilerini gördükçe paylaşmaya devam edeceğim. Ama kanımca bukaşi kullanarak yetiştirmekte olduğum patateslerde epey bir etkisi var gibi.
Altyazı: patatesler niye mi sandıkta? Yanıtı pek yakında bu blogda!


NOT: Bu yazının yazılmasında http://www.o3enzyme.com adresindeki bilgilerden yararlanılmıştır. Kendi imkânlarımla Türkçeleştirerek burada kullanıyorum. Varsa bir sürç-ü lisan affola…  Ben önemli gördüklerimi ve blogumda konularla örtüşen kısımlarını sizlere aktarmak istedim. Umarım faydalı olur.

Esen kalın…

.

Sağlıklı bir çevre için çöp enzimlerini (atık enzimlerini) kullanmak (Bölüm 1)


Çöp deyince hemen aklınıza pis, kokuşmuş, hiçbir işe yaramayan artıklar geldiğini hatta bazılarınızın yüzünü ekşitip, burnunu tutmaya başladığını hayal edebiliyorum. Fakat aslında çöpe attığımız her şey gerçekten de “çöp” değildir. Bizlerde pek alışkanlık haline gelmemiş olsa da birçok gelişmiş ülkede plastik, cam, kâğıt, metal gibi geri dönüşümü olan atıkları çöp tenekesine atmak yasaktır, cezası vardır. Daha da önemlisi ayıplanası bir durumdur! Gurbet ellere giden gelin kızlarımızın bahsettiğim geri dönüşümlü atıkları ayrıştırmadan doğrudan çöp kutusuna attığında belediyeden ceza kesildiği hikâyelerini duyanınız vardır. (Orada ispiyoncu komşu kavramı da buna etken elbette.)

Avrupa’da birçok ülkede sadece cam, kâğıt, plastik, metal atıkları değil mutfak atıkları da kompost yapılmak üzere ayrıştırılmakta ve her bir atık kendine özel kutuya atılmaktadır. (Örnek bir broşür için: Bkz.  http://www.birsfelden.ch/usk/kompostberatung/kompost_downloads/pdfs/Was%20kompostieren.pdf
Link çalışmazsa: Kılavuzu buradan da indirebilirsiniz )
 

Yemeklerde, salatalarda kullanılan sebze ve meyvelerin işe yaramaz kısımlarını ya da yemeklerden sonra artanlarını genellikle alışkanlık olarak çöp tenekesine yollarız. Hâlbuki bu atıklar doğa için çok değerli organik maddeler ihtiva etmektedir. Bu atıkları doğru şekilde kullanıp uygun koşullarda bekletirsek çok kullanışlı ve çevre dostu çöp enzimlerini elde edebiliriz.


(Bundan sonra isminin çağrıştırdığı kötü anlamdan dolayı “çöp enzimi” yerine “atık enzimi” terimini kullanmayı tercih ediyorum müsaadenizle.)
Öncelikle atık enzimi nedir/ne işe yarar/yenir mi/içilir mi, biraz bundan bahsedelim:

Uygun şekilde üretilmiş çöp enzimi içerisinde, toprakta da doğal olarak bulunan birçok organik madde, protein, minareler ve hormonlar barındırır. Atık enzimi doğaya atılan organik maddelerin çürümesini de sağlayan bakteriler açısından da zengindir. Atık enzimi üretilirken ortamdan CO2 (Karbondioksit) emilir ve 03 (Ozon) salınır. Bu sayede atmosfere yapılacak ozon takviyesi ile ozon tabakası desteklenmiş dolaylı hatta doğrudan küresel ısınmaya karşı da fayda sağlanmış olur.

Atık enzimlerinin asıl faydası, üretimi esnasında değil,  kullanımı sırasında ortaya çıkmaktadır. Örneğin tarımda,
  • Yerine kullanılabileceği için çevreye zararlı kimyasal atıkların kullanımının azaltılması
  • Çiftlik ve tarlaların çeşitli zararlı böceklerden, haşereden ve dolayısı ile enfeksiyonlardan arındırılması
  • Sebze/meyve yetiştiriciliğinde toprak düzenleyicisi olarak
  • Doğal böcek ve yabancı ot ilacı olarak
  • Toprağın kalitesinin yükseltilmesi, humus katkısı
  • Küçükbaş ve büyükbaş hayvanların yemlerine katkı maddesi olarak
  • Su kaynaklarının, atmosferin temizlenmesine katkı ve temiz tutulmasında

Evde ise;
  • Anti bakteriyel ve anti virütik olarak
  • Kene dâhil :) çeşitli haşeratın uzaklaştırılması
  • Evde yetiştirilen çiçeklere, sebzelere besin olarak
  • Artık büyük marketlerin raflarında da görebileceğiniz gibi “enzim katkılı” temizleyici olarak
  • Mutfak, banyo ve tuvaletlerde kötü kokuların giderilmesinde
  • Deterjan ve şampuanlara katkı maddesi olarak
kullanılabilir.



Peki, bu kadar mucizevî faydaları olduğu iddia edilen atık enzimlerinin üretilmesi nasıl olacak? Aslında bunun için karmaşık ve pahalı üretim süreçlerine gerek yok, oldukça basit. Dikkat ettiyseniz, sonbaharda ağaçlardan düşen yaprakları, kesilen çimleri bir yere yığdığınızda birkaç ay sonra onların çürüdüğünü toprağa benzer bir hal aldığını görürsünüz.

Piknik ya da gezi için ormanlık alana gittiğinizde dikkat edin ağaçların altındaki topraklar da böyledir. Zaten evdeki saksılarda kullanmak üzere buralardan toprak getireniniz de vardır. Büyük marketlerde 10 lt’si 5-20 tl’den satılan torf da aslında çok da farklı bir şey değildir.  Çiçek yetiştirenler ve bahçecilikle uğraşanlar büyük mağazalarda satılmakta olan bitki coşturan, domates azdıran,  çiçek kudurtan bitki besinlerini görmüş hatta alıp kullanmışlardır. Dallı budaklılar için, sivri yapraklılar için; sarıçiçekliler, yok ortası kırmızı olup da yanları pembeye çalanlar için ayrı ayrı bitki besin çözeltileri var. Bunların içindekilerini okursanız aslında hep aynı olduğunu sadece kullanım amacına bağlı olarak ihtiva ettikleri minarelerin oranının farklı olduğunu görürsünüz. Bence bu kadar da önemli olmayan bu küçük farklılıklar için değişik çeşitlerde bitki besini üretmelerinin tek bir anlamı var o da pazarlama tekniği açısından çeşitlilik yaratarak her birini ayrı ayrı almaya zorlamak. Günümüz tüketim toplumunun da yaptığı bu değil mi zaten.  Benzer taktikler cep telefonları ve tv’ler için de uygulanmıyor mu?

Her neyse; bahçemiz, bitkilerimiz için illaki kimyasal içerikli bitki besinine ihtiyaç yok. Biz evdeki organik atıklar ile benzer bir “kompost” yapacağız. Uygulayacağımız yöntem organik atıkların doğal olarak kendi kendine çürümesi işlemini biraz hızlandırmak.  Formül basit; bitkinin ihtiyacı olan mineraller zaten bitkinin kendisinde doğal olarak bulunuyo,r biz onu geri vereceğiz. Doğadan aldığımızı yeniden doğaya vereceğiz.  Avatar filmindeki Naviler gibi yani. Bir bakıma yeni bitkiler dedelerini yiyor olacak. Aslında biz insanlar da öyle yapmıyor muyuz? Atalarımız mezarlarında çürüyünce ne oluyor, toprağa karışmıyor mu? Neyse buraya fazla dalmayayım…

Hadi artık mutfak atıklarından enzim üretelim:
(Yazının devamı 2. bölümde, okumak için tıklayınız)
Esen kalın…

Sen hiç ipekböceği gördün mü?

Mayıslar köyünde, bir İç Anadolu şehrinde olması umulmayacak sebze, meyve yetişir demiştik. Mesela bizim orada dut bol olduğu için ipekböcekçiliği de yapılır. Biliyorsunuzdur, ipekböceği sadece dut yaprağı yer.

Wikipedia’da şöyle bahsediliyor ipekböceğinden:
“Kelebek yumurtalarını dut yaprakları üzerine bırakır, yumurtladıktan üç dört gün sonra ölür. Baharda taze dut yaprakları üzerindeki yumurtalardan larva halinde çıkan tırtıllar sık tüylü ve siyahtır. Büyük bir iştahla devamlı dut yaprağı yerler ve dört beş defa gömlek değiştirerek bir, bir buçuk ayda 7 veya 8 santime ulaşırlar. Büyüdükçe renkleri açılır ve tüyleri kaybolur. İyice büyüyüp de hücrelerine yerleşince üst dudağındaki delikten iplik halinde zamk gibi bir sıvı çıkararak kozasını yapmaya başlar. Tırtıl önce kozanın dış kısmını sonra kendi vücudunun etrafını örmeye devam eder ve görünmez olur. Eğer kendi haline bırakılırsa iki üç hafta içinde kelebek haline gelerek ördüğü kozayı parçalar ve dışarı çıkar. Bu yüzden kozayı parçalamadan kozalar sıcak suya atılır veya sıcak su buharına tutularak tırtıl öldürülür. Böylece ipek kozaları elde edilir. Bu kozalardan da tel şeklindeki ipek lifleri çıkarılıp ham ipek üretilir.”

Tam da bu aralar ipekböceği yetiştirme mevsimi. Bizim köydeki akrabalarımız da yetiştiriyorlar. Hani marketlerde satılır ya kuru ekmek mayası aynı onun gibi bir kutu içerisinde böcek larvaları alınır kooperatiften. Sonra bunlar dut yaprağı üzerine serpilir.



Sonra bu böcekler yedikçe şişer, şiştikçe bir daha yer. Şöyle bir şey olurlar:


Daha sonra kozasını örmeye başlar, ördükçe de kendini içeriye hapseder. Vakti gelince de kozayı delerek uçar gider.







İşte tam o vakitte, delmeden kozaları yapraklardan ayırmak ve kooperatife satmak gerekir. Çünkü delinmiş koza değersizdir. Vaktinde koza yapraklar arasından alınır, tüyler elle ve bir sofra masasına takılmış demir bir çubuğun döndürülerek tüylerin demire sarılması ile temizlenir. Bu noktadan sonra kozalar aynen yumurta gibi kalır. Bu haliyle vakit kaybetmeden hemen kooperatife götürülür,  kilo hesabı ile satılır. Hemen götürülmelidir çünkü bekledikçe kuruyarak kilo kaybeder, tartıda hafif çeker bu sefer.

Hatırlarım, ben çocukken babaannem ile rahmetli dedem tüm gelinlerini torunlarını çağırırlardı da bir günde tüm kozaları toplar çuvallarla kooperatife satardık. Akşama yetişsin diye ne de keyifle ve hızlıca çalışırdık. Çocukluğumun Mayıslar hakkındaki en güzel hatıralarından biridir bu hasat işlemi.

Hasat işleminin bir güzel yanı daha vardır. Artık böcekler (kozalar) toplandığı için evlerin odaları da bizlere kalacaktır. Çünkü böcek zamanı tüm aile halkı sadece bir odada yatar kalkar, yaşar. Diğer tüm odalarda böcekler olur, ranza sistemi ile döşenmiş yaylı divanların üzerinde. Bu böcekler aşırı derecede oburdur. Bunları beslemek için bazen günde 2-3 sefer eşek yüküyle dut yaprağı taşınır ranzalara.

Geceleri bu evde yatmak insana ürperti verirdi çünkü böceklerin kımıldarken ve yaprak yerken çıkardığı sesler bilim kurgu korku filmlerindeki gibiydi.

İpekböcekçiliğini köye ekonomik olarak oldukça büyük katkısı vardır. Sadece yetiştiricilik olarak değil, kozabirlikte insan gücü olarak da. Yakınlarımdan mevsimlik işçi olarak burada çalışanlar da var.  Aşağıdaki fotoğrafı National Geographic’in sayfasından aldım. Şöyle de bir üst yazısı var:

“Eskişehir Sarıcakaya’nın, Mayıslar köyündeki fabrikaya getirilen ipekböceği kozaları fırınlandıktan sonra açıkhavaya çıkarılıp havalandırılıyor. Çünkü nem, çürümelerine neden oluyor. Kozalar depoya kaldırılmadan önce Faruk Akbaş’ın objektifine takılmış. Faruk Akbaş, fabrika binasının en üst katından çektiği bu fotoğrafla Gezi–Kültür” kategorisinde birincilik ödülü kazandı.”


Şimdi bu yazıyı yazarken biraz google’ladım, ne acayip şeyler gördüm. Hatta bizim köye ipekböceği görmek için turistik turlar bile yapılıyormuş. Allah Allah yahu yakında insanlar koyun, tavuk, yeşillik görmek için bile köylere turlar düzenleyecekler herhalde…

esen kalın...








Sayfamdaki yazılar kaynak gösterilerek ve bu sayfanın adresi verilerek kullanılabilir.

Sayfamda bazı yazılarımda bahsetmiş olduğum yöntemler kendi öğrendiklerimi, denediklerimi paylaşmak amacıyla yazılmıştır. Yapılan denemelerin sonuçları da yine burada paylaşılmaktadır. Tarif edilenlerin yanlış/eksik uygulanması, yazı dizilerinin tamamının okunmaması, vb herhangi bir nedenden dolayı istenmeyen sonuçlar elde edilmesi, beklenen sonucun elde edilememesi ve/veya karşılaşılabilecek herhangi bir zarardan dolayı sorumlu tutulamayacağımı bilgilerinize sunarım.

Kaynak belirterek ya da belirtmeden kullandığım yazılarımdan dolayı herhangi bir rahatsızlık duyan, haksızlığa uğradığını düşünen beni haberdar ettiği zaman ilgili yazıyı yeniden gözden geçireceğimi, şikayetinde haklıysa yazıda gerekli düzeltmeyi ivedilikle yapacağımı taahhüt ederim.
-=(RaideR)=-

 
Design by Free WordPress Themes | Bloggerized by Lasantha - Premium Blogger Themes | ReviewSilo - Reviews for e-Shopping